Neler Yapıyorum? #karantinagünlükleri (?)


Hoş geldiniz. Aslında bu yazı için müzik dışı olsun istedim ama mutlaka arada kaynayacak diye düşündüğüm için çok da sıkıntı yapmadım kendime. Bazen "ne yazsam?" gibi çok şey düşünüyorum ama bir türlü yazıya geçmek zor oluyor. Yazı yazacağım zaman da odaklanmak yerine boş boş Twitter, Instagram ve Pinterest gezmekten yazı yazmak maalesef o an istemeyince sekmeyi kapatıveriyorum. 

Neler yapıyorum, ilk öncelikle yaklaşık 2 ay önce çalıştığım iş yerinden ayrıldım. Daha doğrusu çıkarıldım diyelim bir nevi. Anlaşmalı bu da zaten. Gereksiz iş kuralları, işçinin hakları gözden gelinmesi, "emir" kipinin sık sık aktif olup bana gelinmesi ve hak ettiğim parayı alamamam bunlar beni çok yormuştu. Çıkınca rahatladığımı ve gereksiz ortamdan kurtulduğum için seviniyordum. Birçok şey yapmak için plan yapmıştım kendimce ama maalesef bu da çok sürmedi. Ülkemize gelen virüs olayı hepimizi çok büyük bir şekilde etkiledi. Sosyal hayatımızın kalmadığı şu 1,5 ay içerisinde birçok şeylerimizi evden yapıyoruz. Kimi insan evinde çalışıyor, kimisi çocuğunun ödev konusunda ailece seferber oluyor, kimisi de kafa dağıtmak için farklı şeyler yapıyor. 

Ben işten çıkınca ve evde kaldığım şu günlerde daha çok müzik dinlediğimi ve çok film izlediğimi gözlemledim. Günde 4-5 film izleyecek kadar, hatta bir dizi sezonu bitirip peşine 2 film bile sıkıştırmışlığım oldu. Bunu sırf "izlemek" için değil o an bir kafa dağıtmak ve vakit geçirmek istediğimde yapıyorum. Bazı zamanlar müzik dinleyesim bile gelmiyor diyebilirim. Film izlediğim zaman daha çok keyif aldığımı fark ettim. Takip edenler bilir Twitter'da 10 tweetten 5'i film paylaşımlarım ile dolu. Odaklanınca esasında belki bir günde 10 film bile izleyebilirsiniz. Tabii evde yapacak bir işiniz yoksa. Bana "üstad" ünvanı veren Venus Doom'a da sonsuz teşekkür ederim ayrıca. Aslında kendimi öyle görmüyorum ama coşunca ben de az çok "üstad" olduğumu anlıyorum, haha.

Bir kere kimseye "bana bir film önersenize?" demiyorum. Yazan yok çünkü belki 1-2 kişi ama film yorumları paylaştığım zamanlarda "bana bir film önerir misin? diye mesajlar aldığımı söylemeliyim. Paylaştığım film afişinin altına gelen yorumları görünce seviniyorum. Şöyle bir şey de fark ettim: albüm, kitap vb. önerir misinden çıkıp benden film önerisi isteyenleriniz olup (onlar kendilerini biliyor) bu hep mutlu ediyor. 

Kitap okuyor muyum, okuyorum. Elizabeth Berg'ün Uyumadan Önce Konuş isimli kitabın 130. sayfasındayım. Kanser hastası olan Ruth ve yakın dostu (?) olan Ann'in hikayesi anlatılıyor. Kadınlar arasındaki dostluğun gücü de anlatılmakta. Beni hayran bıraktıran şey bu zaten. Kitabın sonunda da 11 tane soru var kitap ile alakalı. Yanıtlamak için sabırsızlanıyorum. 


Müzik olarak da (yine konusu açıldı, haha) Bu aralar sıkı bir şekilde Linkin Park'ın live kayıtlarını izliyorum. Uzun zaman olmuştu benden Linkin Park hikayesi duymayalı, özlemişsinizdir. Live kayıtlarını geçtim, bir gece oturup hepsi diyemem ama çoğunlukla kliplerini izleyip tekrardan hayran oldum. İlk izlediğim gibi öyle etkileyiciydi. Linkin Park, bilirsiniz ki bende yerleri çok ama çok ayrıdır. Uzun bir zaman dinlemezsem herhangi bir şarkısını açtığım an tuhaf olabiliyorum. Tuhaf olduğum an kadar eğlenebiliyorum da. Konser kayıtları beni aşırı gaza getiriyor. Seviyorum onları. Sevmeye de devam edeceğim. #LP

Çoğu kişiden tatlı, börek, çörek paylaşımları gördüm. Çoğunuzun mutfağa girmiş olması güzel keşke ben de girip bir şeyler yapabilseydim. Aslında engel yok girip yaparım ama mommy benim başımda dikilip ve her şeye karışıp bağıracağı için bu mümkün olmuyor maalesef. Tek başıma yaşasam aslında çok şey öğreneceğim. Hep bunun kanaatindeyim. O günler de gelecek. Şu an keyifliyim.

Aslında bu kadar mı elbette değil ama her günüm böyle geçiyor. Öğlen kalk kahvaltı, sonra temizlik, sonra keyif, yine yemek vs. hep bu şekilde ilerliyor hayat. Uyku düzenim hiçbir şey kalmadı maalesef. Gece 4-5'ten önce uyuyamıyorum. Geceleri müzik dinleyip, düşünüyorum. Led ışıklar açık ama pili az bitmeye yakın hali daha nefis görünüyor. Kitaplığımın önünde de fanusum var. İki tane balık bakıyorum birkaç aydır. Telefonuma hikaye yazıyorum, kitap okuyorum, müzik hep var, çoğunlukla film izliyorum ve konser kayıtları izliyorum. Arşivleri karıştırmak için bolca zamanımın olduğunu bilmek güzel. Bazen, hatta sürekli evde kafayı yiyip arada sinir krizi geçirdiğim zamanlarım oldu. Zorda olup ihtiyaç için dışarı çıktığımda kafamı bir nebze olsun dağıtabiliyorum. Bazen duş aldığımda bile üzerimdeki o siniri atabiliyorum. Islak saçlarla uyumak da benim için sinir atma şekli. Genelde konuşacak kimse olmayınca kendi kendime konuşuyorum ama deli anlamında değil. Çoğu şeyi içimde tutamadığım için sesli düşünüp kendim yorumluyorum. Çok konuştuğum kadar keşke bir podcast kanalım olsaydı da konuşsaydım ona da. Araştırmalarım sürüyor bunun için. Az ünlü olunca böyle. :) Kendinize cici bakın. 

☆Seversiniz diye bunu da buraya bırakayım☆

Yorum Gönderme

0 Yorumlar