Yazmak, Okumak ve Bencillik Üzerine


Hoş geldiniz. Sürekli "ne yazsam?" diye hayıflanıp duruyorum. Bulamıyorum çünkü. Bulduğum zaman da "acaba bunun hakkında mı yazsam?" "şu olayı mı anlatsam?" diye düşünüyorum. Bazen de diyorum ki "acaba neden yazıyorum?" Eskiden olmak istediğim şey ile şu anda olmak istediğim şey ile şu anda hiçbir alakası yok. Bazen de düşünüyorum, yazılarımın kaçta biri ilgi gösteriliyor? Kaç kişi beğeniyor ve kaç kişi yazılarımı takip ediyor? Ben neyim esasında onu da bilmiyorum. Sosyal medyada blog yazarı, normal hayatta evde bir şeyler yapmaya çalışıp arada dert yanan sıradan bir insan? Yanıtı ben de bulamıyorum. İnsanlar iş gereği birkaç paragraf dolusu bir şeyler üretmeye, okuyuculara aktarmaya, fikirlerini sunmakla telaşlı olduklarını görünce seviniyorum. Peki ben bunların kaçta birini yapıyorum? Sanırım çok az. Ben sadece "öylesine" bir yazarım. Zamanında bir menajer bana "her mecra" ibaresini kullandığı için kendimi öyle görüyor olabilirim. Benim blog'um sadece bir mecra olarak görülüyormuş bunu anladım. Bunun sonucunda kendime yazar tanımı yapmalı mıyım hiç bilmiyorum. 

Kalemler. Bu arada bende sıkı defter ve kalem hastalığı var. Sırf defterlere bir şeyler karalayıp kafamı dağıtmak için çeşit çeşit kalemler alıyorum. Renkli renkli hepsi hoşuma gidiyor ki anlatamam. Bir defter işte atıyorum sevdiğim sözleri ve blog'lardan aldığım alıntıları yapıp yazıyorsam, başka defterde de sevdiğim şarkıları farklı renklerdeki kalemlere yazıp kafamı dağıtabiliyorum. Bir defterim de röportaj defteri. Soracağım soruları hazırladığım defter. Bu da iyi oluyor. En azından buna net karar verebiliyorum. Anlayacağınız yazıyorum ama kimseye bir faydası var mı bunu anlamaya çalışıyorum. Bazen bilirsiniz insanlar kendilerine yorum yapılmasını ister. Ben de bir zamanlar gerçekten öyleydim bunun için yalan söyleyemem. Şimdi elbette daha farklı düşünüyorum. Ben, birinin yorum yapmasını değil de insanlardan sadece bir "teşekkür" bekliyorum. Hepimiz en azından bir teşekkürü hak ediyoruz yanılıyor muyum? Keşke teşekkür etmeyi öğrenebilsek. Ben, kendi yazım olsun, başka kişilerin yazıları olsun mutlaka teşekkür ediyorum. Bazen de bunu dışarıya yansıtamıyorum ama öyle yaptığımı söylemeliyim. Defter. Hatta bir kağıt parçası. Konu kafada bellidir. Bunu bilgisayarda bir çay veya kahve eşliğinde yazmak için bekliyorum ama kafamdakileri dökemiyorum. Bir kağıt parçasına bile. "neden yazamıyorum?" diye söylenip her şeyi iptal ediyorum. Sonra başka dünyalara... Acaba yazı yazmanın gerisinde mi kaldım bunu anlamaya çalışıyorum. Her zaman müzik yazmak istemiyorum. İşte sıkıntı benim için burada başlıyor. 

Sait Faik demiş zamanında "yazmasam deli olacaktım" Haklı. Bazen benim de deliliğim tutuyor inanın ki bu oluyor. Diyorum yazarken de "iyi ki yazıyorum" diye. Yazıyorum, sevdiğim bir albümü, o anda beni şarkılarla rahatlatan müzisyenleri, yapacağım güzel günleri bile yazıyorum. Bir şeyi not almak, bunu da sayıyor muyuz? Sayalım. Bence bu bir çeşit yazma metodu. 

Okumak. Kitap okuyorum ama bazen bu beni yoruyor. Odaklanmama sorunu var. Bu sırf "okuyorum" diye değil, o an kafam dağılsın, kendimi geliştireyim, yeni bir şeyler öğreneyim diye okuyorum. Başladım mı duramıyorum elbette. Okudukça okuyorum. En az yazmak kadar etkili. Okumadan da yazar olunmuyormuş. Böyle öğrettiler bizlere. Doğru muyum?

Bencil. Bazen tam bir bencilim. Konu ne olursa olsun bencilliğim tutuyor. Rahatsız oluyor muyum bazen evet bazen hayır. Bencilliğim yüzünden bazı şeyleri kaybediyorum. "bana ne!" diyorum. Ne yapıyorlarsa yapsınlar. Umurumda mı? Asla. Sorumlusu ben değilim. Neden her şeyin sorumlusu ben olayım ki? Sırf bir şey için bencillik yaptım diye mi? Sanmam. Kendinize saklayın. İstemeden de olsa yaptığım bazı bencilliklerim için kendimden utandığım çok oluyor. Bazı şeyleri çok kafaya taktığım için oluyor diye düşünüyorum. Yok yok kesinlikle öyle. Durum sadece bundan ibaret diye bencil olayım değil mi? Belki de en iyisi bu. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar