Advertisement

Main Ad

Sen Öyle Sunday: Defter


Pazar günlerinden oldum olası nefret ediyorum. Yıllardır değişmedi. Çünkü ertesi günün Pazartesi olacak olmasını hatırlamak can sıkıcı olabiliyor ama inanır mısınız Pazartesi'nin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yeni bir haftaya başlamak; önceki hafta yaşanmış olan saçmalıkları kapatıp yeni bir haftaya yer açacak olmak beni çok sevindiriyor. En azından bir önceki gün ne yaptığımı hatırlayamayacağım.

Pazar günlerini sevmediğim için her hafta Pazar günü bir şeylerden bahsetmek üzere başlık olarak sen öyle sunday (büyük harf ile de yazmayayım) koymaya karar verdim. Aklıma defterlerden bahsetmek geldi. Ara ara Twitter hesabıma yazıyorum "yine bir defter bitirdim" diye. Klasik sözlerimin arasına girdi. 

Manyak bir defter hastalığı var bende. Çok param olsa abartısız 50 tane defter alıp kullanırım ama kıyamadığım için kesinlikle o defterlerin boş kalacağını elbette kendim biliyorum. 

Çocukken günlük yazmayı seviyordum. Yaşadığımız Beykoz'un eski bir mahallesinde her gün en az 5 sayfa kadar günlük yazıyordum. Çocuk aklımla artık neler yazıyorsam bayağı hareketli zamanlar geçirmişim demek ki, haha. Tabii zaman zaman hepsi ya kayboldu ya da çöpe gitti. 2013-2014 arasından sonra günlük yazma saçmalığına ara vermiştim. Yazımın çirkinliğini görseniz belki siz kendinize şükredersiniz güzel yazıyorum diye. Öyle berbattı. 

Ara ara bir şeyleri not almak için defter kullanıyordum ama o kadar sık değildi. Çalışma hayatım beni o kadar çok etkilemişti ki zamanında değil yazmak, kendime bile vakit ayıramıyordum. Yazacak o kadar çok anım varmış ki, keşke zamanında günlük tutsaymışım diyorum. Olsun, en azından geçmişte kalmıştı benim için.

Geçtiğimiz sene kitap yazma merasimine karşı birçok defterlerle haşır neşir olduğum zamanlarım oldu. Karantina zamanı da çok etkiledi sağa solda oyalanacak bir şeyler bulmaya çalışıyordum. Çok da güzel oldu.

Eylül itibariyle adını günlük demeyeceğim defter tutmaya karar verdim. Eğer o deftere günlük dersem yazasım gelmez. Günlük dememeye özen gösteriyorum. Eylül'den bu yana kullanmadığım çoğu defterlerimi bitirdim. Her gün olmasa da bazı zamanlar 10'ar sayfa yazdığım için defterlerimi bitirmek kolay oldu. Bir de kimseye anlatamadığım çoğu şeylerimi deftere döktüğüm için bu bana bir nevi terapi gibi gelmeye başlamıştı. Yazıyorum, yazmayı da seviyorum. 2013'den beri blog işleriyle uğraşmaktan yazmaya bu şekilde özendim. Yıllardır Doğu Yücel'in bu sözü bana iyi geliyor:

Yazmak, şeytanlarımızı yenmekte bize yardımcı oluyor.

Bir şeyleri yazmak istiyorsam dokunuşları defter olmak zorunda. O yüzden ilk önce defter üzerinden bir göz geçiririm bazı şeyleri. İnsanlar iletişim bilgilerini telefona kaydeder ben defterimde biriktirerek tutuyorum. Telefon kolay geliyor çünkü. Telefona not alınan her şey geçici ama defter öyle mi? Yazılan her şey o defterde durur, bir yere de kaybolmaz.

Bir günde edebiyat yapma B!

Defter kullanmayı çok sevsem de, ajanda tutma işini bir türlü kendime huy edinemedim. Defter gibi özel ilgi gösteremiyorum. Eminim bunu zamanla aşacağım.

Her deftere de yazı yazamıyorum. Çizgili defterlerin hepsi güzel değil. Defter kapak seçimi de önemli. Ben buna çok dikkat ediyorum. Sert kapaklı çizgili defterlerin büyük aşığıyım çünkü yazması daha keyif veriyor bana.

Bir de defterimde yazı yazarken arka sayfasına değil de diğer sayfasına geçiş yapıyorum. Kalem izi belli olduğunda onun üzerinde kesinlikle yazı yazasım gelmiyor. Bu takıntı bir tek bende mi var bilmiyorum ama umarım tek bende değildir. Yazı yazıyorsam özen göstermem lazım. 

Defter ile alâkalı bahsedeceğim şeyler bunlar. Sizin de varsa defter takıntılığınız konuşalım. İyi pazarlar.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar